Çocuklar hep kış aylarında üşütüp hastalanırlar diye düşünürüz. Oysa soğuk havalar kadar sıcak havalar da çocuklarımızı hasta ediyor. Çünkü bakteri ve virüsler böyle havalarda daha çabuk ürüyor ve çoğalıyorlar. Özellikle de hava sıcaklığının 30 derecenin üzerine çıktığı dönemlerde…

Yanınızda bulundurmanız gereken ilaçlar
Yaz hastalıklarına karşı evde ecza dolabınızda ya da tatile giderken ilaç çantanızda bulunduracağınız bazı ilaçlar  doktor müdahalesi  gerektirmeyen basit yaklaşımlar için gerekebiliyor.

Ateş düşürücüler: En sık gereksinim duyulan  ilaçlar arasında  ateş düşürücüler var. Bunun için en güvenli ilaç ise  parasetamol. Parasetamolün birçok preparatı mevcut.  Çocuklara ise şurup şeklinde olanlardan vermek gerekiyor. Verirken de her ölçeğinde (bir tatlı kaşığı = 5 ml?dir) ne kadar madde olduğunu bilmekte fayda var.

Ateşin parasetamol ile düşürülemediği durumlarda ise  hafif ılık bir duş etkili oluyor. Bu da etkin olmazsa denebilecek ilaçları mutlaka doktorunuzla danışarak kullanmak gerekiyor.

Diğer yandan; eğer çocuğun 37-37,5oC olan hafif bir ateşi varsa, buna rağmen oyun oynuyor, sıvı şeyleri rahatlıklar içiyorsa ve genellikle aktifse, keyfi yerindeyse ateşini düşürmek için bir neden yok demektir. Çünkü bu gibi durumlar bir süre sonra ilaç kullanmadan kendiliğinden düzeliyor.

Yüksek ateş sırasında aspirin kullanımı ölümcül ?Reye sendromu? denilen ağır bir karaciğer-böbrek yetmezliği tablosuna yol açabiliyor. Bu nedenle aspirinin  ateş durumunda tercih edilmemesi gerekiyor.

Antihistaminikler: Antihistaminikler alerjik bir uyarıya bağlı nedenle oluşan rahatsızlıkların (alerjik burun tıkanıklığı ve akıntısını) önlenmesinde ve ani durumlarda kaynaklanan (bazı yiyeceklerin yenmesi, böcek sokması, yanık) alerjik etkilerin  yol açtığı durumlarda etkili oluyorlar. Çocukta alerjiye yatkınlık söz konusu ise ya da çocuğun bilinen bir alerjik hastalığı varsa uygun antihistaminik ilacın bulundurulması önem taşıyor.  Diğer yandan antihistaminikler beklenenin tersine bazı çocuklarda aşırı harekete ve sinirliliğe yol açabileceği için ilk dozlarının akşam verilmesi de dikkat edilmesi gereken bir konu.

Kortizonlu kremler: Böcek sokmaları, hafif deri döküntüleri, ot ile temas sonucu oluşan kaşıntı ve yanmalar, egzama tipi döküntüler;  hafif etkili kortizonlu kremlerle tedavi edilebiliyor. Bu kremlerin suçiçeği, yanıklar, enfeksiyonlar ve  açık yaralarda kullanılması ise kesinlikle çok sakıncalı. Kremleri kullanmadan mutlaka  bir hekim   görüşünün alınması gerekiyor.

Öksürük şurupları: Öksürük; akciğerlere ulaşan bazı tahriş edici madde veya mikropların atılmasını sağladığı için aslında yararlı bir reaksiyon. Sıvı veya sekresyon içeren bir atılımın olduğu öksürüklere bulunulan ortamın nemlendirilmesi ve buhar uygulanması  yardımcı oluyor. İlaç olarak ise ?ekspektoran? denilen ilaçlar öksürüğün giderilmesinde etkili oluyor.

Eğer öksürük kuru bir öksürük ise farklı nedenlerden kaynaklanabiliyor. Örneğin sinüzit öksürüğü, ve ortamdaki tozların neden olduğu öksürükler kuru bir öksürük şekline ortaya çıkıyor.   Bu öksürüklere ekspektoranlar fayda etmiyor. Ayrıca, bir yaşa kadar olan bebeklerin öksürüklerinde ilaç verilmeden önce  mutlaka doktorun bebeği görmesi gerekiyor.

Hemen antibiyotiğe sarılmayın!
Çocukluk çağında sık görülen birçok hastalığın çeşitli  enfeksiyonlardan kaynaklı olduğu biliniyor. Enfeksiyonların başlıca nedeni ise   bakteriler (mikroplar) ve virüsler. Ateşe neden olan virüsler;  soğuk algınlığı, anjin, boğaz yanmaları ve öksürüğün en sık karşılaşılan nedenleri arasında yer alıyor . Virüslerin neden olduğu enfeksiyonlarda  antibiyotiklerin etkisi yok. Bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarsa  antibiyotiklerle tedavi edilebiliyor.

Gerekmeden kullanılan her ilaç gibi antibiyotikler de lüzumsuz kullanıldıklarında yarar değil zarar veriyor. Lüzumsuz kullanılan antibiyotiklerin yol açtığı en ciddi sorun ise antibiyotiklere dirençli bakterilerin gelişmesi. Bu tip bakterilerle olan enfeksiyonların tedavisi için çok daha güçlü antibiyotikler gerekiyor ve bunların birçoğu ancak  hastanede damar yoluyla veriliyor.

Orta kulak enfeksiyonları, ağır sinüs enfeksiyonları, A grubu beta hemolitik  streptokokların yaptığı boğaz enfeksiyonları genellikle antibiyotiklerin kullanıldıkları hastalıklar. Bunun yanında soğuk algınlığı, öksürük ve bronşit genellikle virüslerle olduğu için antibiyotik kullanılması gerekmiyor. Bu hastalıklar doğal seyirleri içinde 1-2 hafta sürerek düzeliyor.

Bazı viral enfeksiyonlarda ise bakterilerin neden olduğu ikincil enfeksiyonlar görülebiliyor. Ancak bu tip enfeksiyonların önlenebilmesi için de önceden antibiyotik başlamanın yararı olmuyor.  Çocuk her hasta olduğunda antibiyotikleri tek tedavi yöntemi olarak görmek ise son derece yanlış!

Çocuklarda En Çok Görülen Yaz Hastalıkları

Sıcak yaz aylarını çok seven mikro-organizmalar içtiğimiz suda, yediğimiz besinlerde, hatta soluduğumuz havada bile bulunabiliyorlar. Dikkatsizliğimiz, tedbirsizliğimiz ya da umursamazlığımız ise onların neden olacakları hastalıklara adeta davetiye çıkarıyor. Özellikle de bünyeleri bizler kadar güçlü olmayan çocuklarımız bu mikro-organizmalar nedeniyle çok çabuk hastalanabiliyor.

Tatil süreci ise yaz hastalıklarını tetikleyici bir işlev görüyor. Tatil nedeniyle gidilen farklı yerlerdeki mikro-organizmalara bağışıklık sisteminin alışık olmaması ve hava değişikliği nedeniyle vücut direncinin düşmesi; bu hastalıklara yakalanmayı kaçınılmaz kılıyor.

Alınacak önlemler ve uygulanabilecek basit tedavilerle bu hastalıklardan korunmak ya da en azından daha hafif atlatmak ise mümkün.  Şimdi gelin kısaca bunlara göz atalım…

Kusma ve ishal
Kusma ve ishal ülkemizde yaz aylarında en sık görülen çocukluk çağı hastalıkları içinde en yaygın olanları. Mikroplu suların içilmesi bağırsak enfeksiyonlarına neden oluyor. Bozulmuş, mikroplarla enfekte olmuş besinlerin yenmesi ise besin zehirlenmelerine yol açıyor. Bu tür enfeksiyon ve zehirlenmeler sıklıkla kusma ile başlıyor ve ishalle devam ediyor.

Besin zehirlenmeleri dışında ishal ve kusmaların en önemli nedenlerinden biri de virüslerin yol açtığı barsak enfeksiyonları. Yine bazı özel bakteriler de bu hastalığa neden olabiliyor. Hastalık genellikle bir hafta içinde kendiliğinden düzeliyor. Amipli ve basilli dizanterinin yol açtığı ishallerse kendiliğinden düzelmiyor. Her ne kadar birkaç gün içinde  azalma gösterseler de, ilaç tedavisi uygulanmadıkça  tekrarlama olasılıkları yüksek.

İshal ve kusma durumunda kaybedilen sıvının yerine konulması yaşamsal önem taşıyor.  Hastalığın başlangıcından yani ilk kusmadan hemen sonra çocuğun yemeğe zorlanmadan şekerli ve tuzlu (ağızdan sıvı tozları) su hazırlayıp verilmesi en uygun yaklaşım.  Bunun yanında ayran, yoğurt, ıhlamur, elma suyu, çay da kaybedilen sıvının karşılanması için kullanılabiliyor. Kusma ve ishal vakalarında sıvı kaybı dışında başka bir hayati tehlike genellikle söz konusu değil.

Giardia denilen parazitin yol açtığı ishaller ise çok uzun sürebiliyor. Bu nedenle düzelmeyen ishallerde bu parazitin aranması gerekiyor.  İshalle birlikte dışkıda sümüksü bir yapının bulunması ve kan görülmesi  de kaka tetkikini gerektiriyor. Bu durumlar amiplerden kaynaklanabiliyor.

Çocuklar  ishal ve kusma  sırasında çok az bir sıvı kaybetseler bile halsizlik hissedebiliyorlar.  Sıvı ihtiyacı ağızdan alamaması halinde sıvı kaybı çok ciddi boyutlara ulaşabileceğinden az da olsa mutlaka sıvı verilmesi gerekiyor. Eğer ağızdan sıvı kaybı karşılanamıyorsa ve dehidratasyon (kalp hızının çok artması, nefesinin sıklaşması, derisinin sıvı kaybından dolayı gerginliğinin kaybolması, dilinin ve ağzının kuruması gibi bulguların eşlik ettiği durum) gözleniyorsa  çocuğun hastaneye yatırılarak damardan sıvı verilmesi gerekiyor.

İshalde kaka kültürü alınmadan ve neden ortaya konmadan antibiyotik ve ishal durdurucu ilaçların verilmesi ise kesinlikle sakıncalı. Bu yaklaşım çocuğun ileride çok sık ishal olmasına veya barsak sisteminin düzensizleşmesine yol açıyor.

İsilik
Çocuklarda vücudun çeşitli bölgelerinde kaşıntılı ve kırmızı minik kabarıklıklar ve deri döküntüsü  ile karakterize olan isilik, yaz aylarında oldukça sık görülüyor. Bu rahatsızlığa neden olan faktörlerin en önemlisi, ter bezlerinin tıkanması ve terin gerektiği gibi dışarı atlamaması. Bu da deride kaşınmaya, kızarmaya, ve dökülmelere yol açıyor.

Ortamdaki  nem miktarının fazlalığı isilik  belirtilerini ağırlaştırıyor.  Kaşıntı sonucu deride açılmaların oluşması ise  çeşitli enfeksiyonlara neden oluyor.

İsiliğin önlenmesi ise son derece basit. Pamuklu giysiler giyilmesi, sık sık banyo yapılması ve derinin mümkün olduğunca havalandırılması  alınması gereken başlıca önlemler. Yine baş göstermiş bir  isilik vakasını çabuk iyileştirmek için de bunları yapmak yeterli. Diğer yandan,  bazen ağır olgularda  doktor tavsiyesine göre ilaçlar, pomatlar kullanılması da gerekebiliyor.

Pişik
Genellikle bez bağlanan bölgede görülen pişikler yazın daha rahatsız ediyor Bunun başlıca nedenleri; bebeklerin yaz aylarında çok daha çabuk ishal olmaları, sık sık bezin değiştirilmemesi ve popo bölgesinin havalandırılmaması..

Pişik her ne kadar  can sıkıcı bir sorun olsa da her kakadan sonra bebeğin altının sabun kullanmadan bol suyla yıkanması, bezin sık sık değiştirilmesi, gündüzleri mümkün oldukça bez kullanılmaması gibi tedbirlerle önlenebiliyor.Gerekli durumlarda pişik kremi kullanmaksa sorunu halletmenin bir diğer yolu.

Güneş çarpmaları
Güneş çarpmaları, aşırı sıcakta veya saat 11.00-15.00 arası uzun süreli güneş ışığına maruz kalındığında yaşanıyor. Yazın bebek ve çocuklarda güneş çarpması oldukça sık görülüyor.

Yüksek ateş, kırmızı, sıcak ve kuru deri, halsizlik, mide bulantısı, baş dönmesi, şuur kaybı gibi belirtilerle kendini gösteren güneş çarpması acil müdahale gerektiren bir durum.  İlk yardım aşamasında çocuğu hemen serin bir yere götürmek, duş aldırmak ve ıslak çarşafa sarmak gerekiyor. Eğer durum düzelmiyorsa hemen hastaneye götürmek yaşamsal önem taşıyor.

Bu durumla karşılaşmamanın yolu ise çocukların saat 11.00-15.00 arası mümkün oldukça dışarı çıkmamalarını sağlamaktan geçiyor. Ayrıca yeterli sıvı almalarını, açık renk elbise giymelerini ve şapka takmalarını sağlamak da güneş çarpmalarının önlenmesinde etkili olan diğer faktörler.

Güneş yanıkları
Güneşin yaydığı zararlı ışınlar çocukların hassas cildi açısından önemli bir risk faktörü. Bu ışınlar deniz kenarında kent ortamından daha güçlü bir etkiye sahip. Gerekli önlem alınmazsa yanıklara yol açabiliyorlar. Buna meydan vermemek için çocukları korumak gerekiyor. Onları 11.00-15.00 saatleri arasında güneşe çıkarmamak ve koruma faktörü yüksek güneş kremleri kullanmakla bu sorunu engellemek mümkün.

Güneş yanıklarında ise doktorun önerdiği rahatlatıcı ve onarıcı kremlerin kullanılması gerekiyor. Ayrıca böyle bir durumla karşılaşıldığında çocuğun bol bol sıvı almasını sağlamak cildinin kaybettiği nemi geri kazandırma noktasında önem taşıyor.

Göz iltihaplanmaları
Eğer çocuğunuzun gözlerinin beyazında kızarma görüyorsanız, sorun  ?konjonktivit? denen göz iltihabı olabilir.  Her ne kadar bu kırmızılık tahriş, alerjik reaksiyon ya da daha ciddi bir hastalık belirtisi olabilirse de neden çoğunlukla konjonktivitdir.  Ayrıca gözlerde yanma, yaşarma veya akıntı da konjonktivite işaret edebilir.

Bu belirtilerin gözlenmesi durumunda ilk yapılması gereken ise  çocuğun bir doktora götürülmesi.  Daha önce açılmış ya da başkasının daha önce kullandığı göz ilaçlarının kullanılması ise önemli sakıncalar içeriyor.

Konjonktivite genellikle virüsler, bazen de bakteriler neden oluyor. Tedavisinde ise antibiyotik ilaçlı göz damlaları kullanılıyor. Tedaviye yanıt alana kadar çocuğun gözleriyle doğrudan temas etmemekse ayrıca önemli. Çünkü konjonktivit bulaşıcılığı yüksek olan bir enfeksiyon. Bu nedenle göze temas etmemek, edildiğinde ise ellerin çok dikkatli yıkanması gerekiyor.

İdrar yolları enfeksiyonları
İdrar yolları enfeksiyonları küçük çocuklarda özellikle kızlarda oldukça sık görülen bir yaz hastalığı. Bu hastalığa genellikle bakteriler yol açıyor. Rahatsızlık enfeksiyonun  tutulum yerine göre değişik isim alıyor. En sık enfekte olan bölge olan  idrar kesesinin iltihabına sistit deniyor.

Sistit genellikle bakterilerin idrar kesesine gaita yoluyla bulaşmasıyla oluşuyor. Kızlarda çok daha fazla görülüyor. Bunun nedeni üretra denen idrar kesesinden sonraki tüpün kızlarda daha kısa oluşu. Alt karın ağrısı, hassasiyet, idrar yapılırken sancı, sık idrar çıkma, kanlı idrar ve ateş sistitin başlıca belirtileri.

Piyelonefrit ise böbreklerin  enfeksiyonuna deniyor. Bu hastalık   yaygın karın ağrısı ve yüksek ateşle seyrediyor.

İdrar yolları  enfeksiyonları en kısa zamanda antibiyotik tedavisi şart. Ancak bu tür bir enfeksiyonu düşündüren  yakınmaları olan çocuklarda uygun antibiyotiğin saptanması için öncelikle idrar tahlili ve idrar kültürü yapılması gerekiyor.

Enfeksiyonun şiddetine ve tutulum yerine göre ek testler (ultrason)gerekebileceğinden böbrek hastalıkları uzmanına da danışmak gerekebiliyor.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Top