7 Ekim 2013 Pazartesi

Her 125 Çocuktan 1'i Kalp Hastalığı İle Doğuyor

Kalp Hastalıklarının Hamilelik Döneminde Belirlendiğine İşaret Eden Uzmanlar, Türkiye'de Her 125 Bebekten 1'inin Doğumsal Kalp Hastalığı ile Doğduğunu Söylüyor.

Kalp hastalıklarının hamilelik döneminde belirlendiğine işaret eden uzmanlar, Türkiye'de her 125 bebekten 1'inin doğumsal kalp hastalığı ile doğduğunu söylüyor.

'Fetal ekokardiyografi' adıyla uygulanmaya başlanan ileri ultrason teknikleri ile artık hamileliğin başında bu tür rahatsızlıklar tespit edilebildiğini belirten uzmanlar, "Kalp hastalıklarında teşhis çok önemlidir. Hamilelikte belirlenen rahatsızlıklar tedavi yöntemiyle giderilebilir" uyarısında bulunuyor.

Genel Cerrah Uzmanı Op. Dr. Ömer Kurt, doğumsal kalp hastalığının bebek ölümlerinde ilk sıralarda yer aldığını kaydetti.

Kurt, Türkiye'de uygulanmaya başlanan 'fetal ekokardiyografi tekniğinin' bu tür hastalıkların anne karnındayken tespit edilmesini sağladığını ifade etti.

Op. Dr. Kurt, yaklaşık 4.5 - 5 ay döneminde yarım saat süren bir ultrason boyunca kalp anomalisine ilişkin ultrason yaptığında bebekte kalp sakatlığı olup olmadığının tespit edildiğini dile getirdi.

Kurt, "Gebelik döneminde aileler psikolojik açıdan kendilerini hazırlıyorlar, eğer erken dönemde saptanabilirse bebeğin belki terminasonu yani sonlandırılmasına gidilebilir. Sistem sayesinde doğum sonrasında oluşan bebek ölümlerinin önüne geçilebileceğini, bebekte zekâ geriliğine yol açan kromozom hastalığının da tespit edilebildiğinin bilinmesi gerekir. Dolayısıyla biz bunları anne karnında önce teşhis edersek, doğar doğmaz gerekli müdahaleleri yaparak bebeğin yaşamasını sağlayabiliriz. Doğumdan sonra bir şey yapacak durumda olmayacağımız için bunu anne karnında ve 4, 4,5 ya da 5 aylık dönemde öğrenmek çok büyük önem taşıyor" dedi.

29 Eylül 2013 Pazar

Aldığımız Radyasyonun %85'i Doğal Yollardan

Radyoloji Uzmanı Dr.Fatma Şentürk Mutlu, insanların kozmik ışınlar, topraktan yayılan radon ışımaları, toprakta, suda ve yiyeceklerde olabilecek doğal radyasyona daha çok maruz kaldığını söyledi.

Radyoloji Uzmanı Dr. Fatma Şentürk Mutlu, insanların kozmik ışınlar, topraktan yayılan radon ışımaları, toprakta, suda ve yiyeceklerde olabilecek doğal radyasyona daha çok maruz kaldığını söyledi. İnsan eliyle oluşturulmuş kaynaklardan alınan radyasyonun çok daha fazlasını, solunan havadan, güneşten ve hatta Sudan alındığına dikkat çeken Uzm. Dr. Mutlu, baz istasyonları, cep telefonları, mikrodalga fırınları, yüksek gerilim hatları ve radarların iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olmadığını ve üremeyi etkilemediğinin bilimsel araştırmalarla belirlendiğini kaydetti.

Radyoloji Uzmanı Dr. Fatma Şentürk Mutlu, radyasyonun yaşamın bir parçası olduğunu, ısı ve ışığın güneşten gelen radyasyonun doğal formu olduğunu dile getirdi. Uzm. Dr. Fatma Şentürk Mutlu, "Bunların yanı sıra mikrodalgalar, radyo dalgaları, radar, X-ışınları, gama ışınları radyasyonun diğer türleridir. Bunlar çevremizde doğal olarak bulunduğu gibi yapay olarak da elde edilmektedir. Radyasyon, madde üzerinde meydana getirdiği etkilere göre; iyonlaştırıcı radyasyon (X-ışınları, gama ışınları, alfa, beta radyasyonları, kozmik ışınlar, nötronlar) ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon (ultraviyole, kızıl ötesi, radyo dalgaları, mikrodalgalar) şeklinde sınıflandırılır. Temelde iki çeşit radyasyon vardır: Doğal ve yapay radyasyonlar. Doğal radyasyonlar, adından da anlaşılacağı üzere, doğa kaynaklarından ortaya çıkan radyasyon tipidir. Bunlar arasında kozmik ışınlar, topraktan yayılan radon ışımaları, toprakta, suda ve yiyeceklerde olabilecek doğal radyoaktif maddeler sayılabilir. Doğal olmayan radyasyonlar ise, insan eliyle oluşturulan veya kullanılan araç ve gereçlerden alınan radyasyonlardır." dedi.

YANLIŞ BİLİYORUZ, SOLUDUĞUMUZ HAVADAN, İÇTİĞİMİZ SUDAN BİLE RADYASYON ALIYORUZ

İnsan vücudunun doğal kaynaklı radyasyona çok daha fazla maruz kaldığına işaret eden uzm. Dr. Mutlu, halk arasında bilinenin aksine insan eliyle oluşturulmuş kaynaklardan alınan radyasyonun çok daha fazlasını, solunulan havadan, güneşten ve hatta Sudan alındığını kaydetti. İnsan vücudunun maruz kaldığı radyasyonun yaklaşık üçte ikisinin doğal kaynaklardan alındığını, sadece yüzde 15'inin tıbbi tanı amacıyla kullanılan radyolojik incelemelerden alındığını belirten Dr. Mutlu, bunlar dışındaki kaynaklardan alınan radyasyonun ise çok daha az olduğunu dile getirdi. Vücuda solunum ve sindirim yollarıyla, hava, su, tüm bitkisel ve hayvansal besinlerde az da olsa bulunan radyoaktif maddelerin alındığına dikkat çeken Uzm. Dr. Fatma Şentürk Mutlu şunları kaydetti: "Bunlarda zamanla çeşitli organlarda birikmektedir. Buna ek olarak kozmik ışınlardan ve yerkürede bulunan doğal radyoaktif maddelerden etkilendiğimiz de düşünüldüğünde, insan vücudu hem iç hem de dış radyasyon ışınlanmasına doğal olarak maruz kalmaktadır. Tıbbi alandaki radyasyon uygulamaları, radyasyonla görüntü elde edebilme ve radyasyonun hücre veya tümörleri yok edebilme yeteneğine sahip olması temeline dayanır. Bu iki özelliğinden dolayı radyasyon hastalıkların teşhis ve tedavisinde önemli rol oynar."

28 Eylül 2013 Cumartesi

Yaz Aylarında Bakım



Yazın sıkıcı güneşli günlerinde nefes almaktan bile zorlanıyoruz  .  Peki budumdan güzel olmayan etkilenen cildimiz ne yapsın ? Sıkıcı güneşli havalar cildimizde yorgun düşürüyor  .  Cildimize gelen güneş ışınları cildimizi yıpratıyor  .  Her mevsim cildin ihtiyacı farklıdır  .  Bu yüzden yazın cilt bakımı yaparken kışın kullandığınız ürünleri kullanmayın  .  İşte yaz ayları amaçlı cilt bakımı önerileri  . 

27 Eylül 2013 Cuma

Kadınlarda Saç Dökülmesi ve Nedenleri

Kadınlarda saç dökülmesi
Kadınlarda güzelliğin vazgeçilmez unsurlarından olan saçlar, birçok nedenden ötürü dökülerek o ihtişamlı görüntüsünü kaybeder. İşte kadınlarda karşılaşılan saç dökülmelerinin nedenleri ve alınabilecek önlemler.

Kadınlarda saç dökülmesi nedenleri
Genetik özellikler, bilinçsiz kozmetik kullanımı, yanlış saç bakım yöntemleri,stres, mevsimsel dökülmeler gibi sebeplerden dolayı saç köklerinde meydana gelen tahribatlar saç tellerinde incelmeye,saçların dökülmesine neden olur. Demir eksikliği veya başka sebeplerle gelişen kansızlık (anemi), tiroit hastalıkları, yumurtalıklara bağlı hormonal düzensizlikler gibi sebepler genel olarak daha sıktır. Fakat kronik stres faktörleri ve ailevi yatkınlık da saç dökülmesinde önemli faktörlerdir.

Kalıtım
Kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi kalıtımın etkisi vardır fakat erkeklerde görülen sıklıkta ortaya çıkmaz. Kalıtsal faktörlerin etkisi ile ortaya çıkar ve “kadında erkek tipi saç dökülmesi” olarak Türkçeleştirebileceğimiz tabloda saçlar zaman içinde giderek incelir, tüysüzleşir ve bu incelme ile giderek alına yakın tepe bölgesinde seyrelme başlar. Çok ileri vardığı durumlarda kadında da tepede erkekteki gibi kellik tablosu ortaya çıkabilir

Doğal saç kaybı
Her gün belli miktarda saç kaybederiz. Bunlar doğal yaşam sürelerini tamamlamış ve dökülmeleri gereken saçlardır. Yerlerine yenileri çıkar. Çeşitli kaynaklara göre değişkenlik gösterse de günde 100 adete kadar saç kaybı normal kabul edilir.

Saç bakım işlemleri
Fön, perma, boya gibi işlemlerde saçlar kopup, kırılabilir. Zamanla cansız, kuru ve mat görünmeye başlayabilirler. Buna rağmen saç kökleri zarar görmez. Biz gene de doğru ve kaliteli ürünler kullanmaya özen göstermeliyiz.

Psikolojik etkenler
Saçlarımızın sağlığı tüm bedenimizin sağlığı ve yaşamımızdaki psikolojik faktörlerle de ilgilidir. Sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için gayret göstererek saçlarımıza yardımcı olabiliriz. Ne yaparsak yapalım değiştiremeyeceğimiz kalıtsal faktörlere gelince, eğer bunlarla ilgili bir saç problemi yaşıyorsak mutlaka bir dermatoloğa görünmeliyiz.

Boyun Ağrısı Sonucu Oluşan Boyun Fıtığı

Boyun ağrıları günümüzde kronik ağrı sıralamasında, bel ağrılarından sonra ikinci sırayı oluşturur. Genel nüfusta her üç kişiden biri hayatlarının bir döneminde çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen boyun ağrılarından şikayetçi olmaktadır. Boyun ağrısının sık nedenlerinden biri de boyun fıtığıdır (servikal disk hernisi). Aslında sanıldığının aksine boyun fıtıkları boyun ağrılarının en sık karşılaşılan nedeni değildir. Boyun bölgesi ağrılarının ancak yüzde 10- 20 kadarı boyun fıtığı kaynaklıdır. Fıtık ağrısı diğer ağrılara göre şiddetli olduğundan böyle yanlış bir kanı yerleşmiştir. En sık karşılaştığımız boyun ağrısı nedeni myofasial ağrı sendromu olarak adlandırdığımız kas gerilme ağrılarıdır. Bunu 50 yaşından sonra ortaya çıkan omurga kireçlenmesine (spondilozis) bağlı ağrılar izler.Spondilosise radyolojik olarak 50 yaş grubunda % 25, 65 yaş grubunda ise % 75 oranında rastlanmaktadır.

Boyun fıtığı nedir?
Boyunda 7 adet omur cismi bulunur. Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar.

Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi  larak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar. Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

Boyun fıtığının belirtileri nelerdir?
Boyun fıtığı eğer dış-yan taraftan (posterolateral fıtık) kola gelen sinire bası yaparsa (Radikülopati) kolda ağrı yakınması ve etkilediği kolda kuvvet ve duyu kaybı gibi bulgular ortaya çıkar. Bazen fıtık ortadan geriye doğru (santral) omuriliğe bası yapabilir. Bu durum Myelopati denilen kol ve bacaklarda kuvvetsizlik, duyu kayıpları, yürümede güçlük gibi omurilik hasarı bulguları ile kendini gösterir.

- Ensede ağrı, kas spazmı, boyun hareketlerinde kısıtlılık
- Enseden kollara bazen art kafaya, göğse
ve sırta yayılabilen ağrı
- Kollar ve/veya ellerde uyuşma hissi
- Baş dönmesi, kulak çınlaması, gözlerde
sinek uçuşması, bulantı, konsantrasyon bozukluğu gibi semptomlar
- Kol ve/veya ellerde kas gücü azalması
(elinden sık sık bir şeyleri düşürme, kavrama
güçlüğü)
- Ağrı, özellikle gece uykuda aşırı derecede
artar
- Omuz ve kollarda ağrı, uyuşma ve iğne
batar gibi olması
- Bacak ve kollarda uyuşma veya güçsüzlük
- Mesane kontrolü sorunları
- Bacaklarda dengesizlik veya sertlik

Nasıl teşhis edilir?
Ağrının lokalizasyonunu ve karakteristiğini tespit etmek için eksiksiz bir klinik muayene ile birlikte, boyun muayenesi, kuvvetsizlik, duyu kaybı ve anormal reflekslere bakılarak disk hernisinin (fıtığın) yeri belirlenebilir.
Boyun fıtığını göstermede en iyi yol magnetik rezonans (MR) görüntülemedir. MR ile omurilik, sinir kökleri ve disk hakkında bilgi alınır. Ayırıcı tanıda önemli olan fıtık benzeri bulgu verebilen diğer hastalıklarda görüntülenebilir. Fıtığın baskısının sinir kökü ya da omurilik üzerindeki etkisini belirlemek için sinir iletim çalışmaları (EMG) testi gerek görülürse yapılabilir.

Ayırıcı teşhis yönünden boyunda ağrı ve sertlik kola vuran ağrı görülen bütün hastalıkları bir arada düşünmekte fayda vardır.

Boyunda ağrı ve sertlik yapan hastalıklar: Servikal artroz ve disk hernisi, boyunun travmatik lezyonları, boyun kaslarının fibrozisi, servikal omurganın tüberkülozu ve diğer enfeksiyonları, tümörler.

Kola vuran ağrı yapan hastalıklar:
Medulla spinalis üzerinde santral bası bulgusu verenler; Medulla spinalis tümörleri, servikal spondilolistezis, santral servikaldiskus hernisi.Pleksus brakialis basısı yapanlar: Akciğerin apeks tümörü (Pancoats), servikal kosta ve skaleneus sendromu, intervertebral diskusun lateral hernisi.Omuza ve kola vuran ağrı yapan çeşitli omuz hastalıkarı (bursit, tendinit) ve bu bölgedeki kemiklerde infeksiyon, kistik ve tümöral değişiklikler. Ulnar sinirin kronik travmasına bağlı nöriti, el bileğinde median sinir basısı bulguları veren karpal tünel sendromu boyun fıtığı teşhisinde ayırıcı tanı olarak düşünülmelidir.

Boyun fıtığında ne tür tedaviler bulunmaktadır?
Cerrahi olmayan tedavi Cerrahi olmayan tedavinin amacı, fıtıklaşmış diskin rahatsız ettiği siniri rahatlatmak, ağrıyı azaltmak ve hastanın fiziksel durumunu geliştirmektir. Bu işlem, birçok tedavi metodunun birlikte kullanıldığı organize bir bakım programıyla disk hernili hastaların çoğunda başarılı bir şekilde uygulanabilir.

Analjezik tedavisi: Ağrıyı kontrol etmek için kullanılan ilaçlara analjezikler denir. Nonsteroidal anti - inflamatuar ilaçlar(NSAD): NSAD’ler, analjeziklerdir ve disk hernisinin bir sonucu olarak meydana gelen şişlik ve enflamasyonu azaltmak için kullanılabilir.

Fizik tedavi :
Servikal disk hernisinden kaynaklı ağrının başlangıcından sonra 1-2 günlük kısa istirahat periyodu yararlı olabilir. Bu kısa istirahat periyodundan sonra, eklemlerin sertleşmesini ya da kasların zayıflamasını önlemek
için tekrar harekete başlanması önemlidir. Doktorunuz, fizyoterapist ya da bir hemşire yardımıyla, boynunuzu kuvvetlendirmek için spesifik egzersiz eğitimine ve bilgilendirmeye de başlamalıdır. Bu egzersizler evde uygulanabilir ya da gereksinim ve kapasiteleriniz ölçüsünde daha spesifik bir program için bir fizik tedavi merkezine de başvurabilirsiniz. Doktor ya da fizyoterapist tarafından anlatılan egzersizleri uygulamak önemlidir.

Boyun fıtığında çekme ve germe yöntemi:
Doktorunuz traksiyon (çekme, germe), sıcak uygulama, soğuk uygulama ve elle masaj gibi tedavileri uygulayarak boyun fıtığı ağrısını, inflamasyonu (tahriş) ve kas spazmını azaltabilir. Pek çok hasta cerrahi olmayan medikal tedavi veya konservatif tedavi ile iyiye gidecektir.

Cerrahi tedavi
Myelopatisi (omurilik basısı) olan santral fıtıklı hastalar zaman kaybetmeden cerrahi tedavi olmalıdır. Radikülopati (sinir kökü basısı) yapan yan-dış yerleşimli fıtıklarda 4-6 haftalık ilaç ve fizik tedavisi ile iyileşme sağlanamazsa cerrahi önerilir. Cerrahinin amacı, sinir üzerine bası yapan disk kısmını çıkarmaktır. Bu işleme “diskektomi” adı verilir.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Dış kulakta iltihap olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?

Kulak deliğinin hemen önünde bulunan çıkıntı şeklindeki kıkırdak (tragus) dokunmakla hassas ve ağrılı ise dış kulakta enfeksiyon var demektir. Ayrıca kötü kokulu akıntılar varsa hemen hekime başvurmak gerekmektedir.

Ses kısıklığına karşı öneriler

Aşağıda ses kısıklığına karşı bazı önemli maddeler yer almaktadır.
  • Sigara ve alkol kullanılmaması (hatta sigara içilen yerde bile bulunmamak gerekir)
  • Tozlu, dumanlı, isli, kokulu ortamlarda bulunmamak.
  • Sesin doğru tonda, kalınlaştırma ve inceltmeleri fazla yapmadan kullanılması.
  • Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılması.
  • Diaframı kullanarak, gırtlak kaslarını çok yormadan konuşulması.
  • Bol su içilmesi.(Yetişkinlerde günde 2 lt.'ye yakın)
  • Aşırı sıcak ve soğuk gıda almamak. Acılı, ekşili, baharatlı yiyeceklerden yememek.
  • Ketçaplı, kolalı ve asitli yiyecek içeceklerden uzak durmak.
  • Boğaz temizleme hareketini yapmaktan kaçınmak.
  • Midede asit kaçağı olan hastalar için akşam saatlerinde çay, kahve, kola, alkol alınmaması, mideyi dolduracak kadar yemek yenmemesi, yemek yiyip hemen yatılmaması, yüksek yastıkta yatılması
  • Bulunduğunuz ortamın nemi ve ısısının uygun olması.